1 Aralık 2013 Pazar

Nerede? Neden gelmiyor? Ne yapıyor?



Aklımda yok hiçbir şey aslında. Sadece kendimi kısılmış gibi hissettiğim bu yerden çıkmak ve biraz olsun nefes almak için bunları yazıyorum. Dünyaya anlatacak bir hikâyem yok. Benim hikâyemin başkalarının ilgisine sunulmasına ihtiyacım da yok. Tek dileğim bu acının bir an önce bitmesi.
Belki bitebilir. Belki her şey bizi böyle çepeçevre sarmamış olsa daha önce de bitebilirdi. Ama kendimizi hapsettiğimiz kafeslerdeyiz. Kimininki süslüdür. Bizimki öyle de değil. Kimininki şeffaftır. Bizimkisi öyle hiç değil. Çıkamadığımızı ve çıkamayacağımızı düşünüyoruz. İleriyi göremiyoruz. Çıkmak da istemiyoruz belki de.
Benim yüreğimden akan cümleler yok oldu. Hepsi gözyaşı. Ağlarken tüketiyorum. Konuşurken yitiriyorum tüm anlamları. Çok eski bir hikâyenin başrolünde görüyorum kendimi. Hâlâ tamamlayamadığım bir hikâye. Soğuk şehirlerde, kışlarda, sobalı evlerde, ıslak saçlarımda, gökdelenlerde, onun cebindeki ellerimizde akıp giden bir hikâye. Bugüne kavuşturuyoruz. Geleceğe taşıyamıyoruz. Islak şehirlerde zaman yitirmişim ben. Deniz iyidir diye diye ömrümü tüketmişim. Hikâyeyi unuttuğumu hatırlamış yeni baştan yazmaya yeltenmişim. Ama olmamış. Kimse bıraktığım yerde durmamış. Zaman kaymış, mekân yerle yeksan olmuş.
Neye sığınırsam sığınayım aklım orada kalıyor. Aklım hep onda. Ve beni iyileştirecek bir şey bulamıyorum bu dünyada. Eskiden bazı günler ölmek için çok güzel derdim, şarkıdaki gibi. Şimdi her gün öyle güzel ki… Bir matemin havasını soluyorum sürekli. İçimde yanan bir ateşin dumanı ile kafayı buluyorum. Buradan çıkmak istiyorum. Daha yukarı çıkmak ve bakmak. Nerede? Neden gelmiyor? Ne yapıyor? Gerçekten her şey bu kadar zor mu, bir de oradan bakmak istiyorum. Kandırıldığım zannına kapılıp onu suçluyorum. Yüreğimi yaralı bir hayvan gibi saldırgan yapan kişiyi…. Beni dünyamdan koparan, ait olduğum yüzeyden çekip en derine götüren ve orada bırakıp kaybolan kişiyi. Bugüne dek uğruna en fazla acı çektiğim kişiyi, "O"nu…


Etiketler: ,

29 Eylül 2013 Pazar

Güneş. Aydınlık.


Güneş. Aydınlık. Gözlerimi aralıyorum. Sevinçle gülümsüyor gün. Farkındayım. Kuşların sesleri, cadde gürültüsü. Arabalar. İnsanlar olmalı. Evlerinden çıkan insanlar. İşlerine giden insanlar. Gözlerimi kapatıyorum.
Dün de böyle uyanmıştım. Önceki gün de. Yine gülümsemişti gün. Bana mı? Emin değilim. Bu gülümsemeye yaraşır bir şey bekledim. Bekliyorum. Çok oldu. Ne kadar? Emin değilim
Bazen bir müzik arıyorum bunu değiştirecek. Sevinçli hayat seslerine karışmak için. Karanlıkta dans eden siluetler. Çok mu mutlular emin olmak için. Arada kaybolmak için. Ben de sizdenim.
Kuşlar. En mutlusu. Hayır uçtuklarından değil. Güdüleri. Sabah oldu, yeni gün. Nasip. Şükür. Cıvıltılar.
Ne zaman başladığını tam bilmiyorum. Daha okuldaydım belki. Gençtim ama. Görenlerin inkâr edemeyeceği kadar. Her gün aynı şeyler oluyordu. Yarına dair bir tasavvur yoktu. Sabah kalkıyordum. Gece yatıyordum. Gün aynı renk. Çocukken nasılsa hâlâ aynı. Oysa başka başka renkler vardı düşümde daha. Onları hiç göremedim. Ve görememiş onca insan. Onların öldüğü evdeyim. Kaç ömre acımamış. Acımaz bana.
Şu balkonda hayaller kuran kızı tanıyorum. Annem. Kibrit kutuları var. Aşk mektupları. Yabancı plaklar. Kahkahalar. Renkler onun etrafında toplanmış. Herkes görüyor. Solana dek izliyorlar. Karanlık bastırıyor.
Düşündükçe kısalıyor hayat. Bitiveriyor dünya aklımda. Anlatılan anılardan kurduğum geçmiş benim oluyor. Anneannemin yerine Bulgaristan'da doğuyorum. Ankara'ya geliyorum. Kibrit kutularında aşk mektuplarım var. Balkonumda. Annem kadar renk. Ölüyorum. Yetmiyor, bir daha ölüyorum. Unutuyorlar. Hatırlıyorum.
Tükeniyorum böyle.
Kalkıyorum. Pencerenin ardı başka. Başka bir gerçek. Bakıyorum. Birkaç danslık ömrü var hepsinin. İçlerine karışacağım. Sesler olacak. Renkler. Kokular. Geleceğe gitmek sonra dörtnala.
Gün bitecek. Gün yine gülümseyecek.
S.T.





Etiketler: