7 Mart 2014 Cuma

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne

Gönül isterdi ki...
__gönül isterdi ki...tarlada çalışan kadın bir günlüğüne dahi olsa çalışmasın.....
__gönül isterdi ki...sinemaya gitti diye bir kadın kardeşi tarafından öldürülmesin...
__gönül isterdi ki....kocası ölünce sorgusuz sualsiz,kocasının kardeşiyle evlendirilmesin....
__gönül isterdi ki....ensest kurbanı olmasın....
__gönül isterdi ki.....en yakınları tarafından eşya gibi pazarlanmasın...
__gönül isterdi ki....aile içi eğitime öncelikli kız çocuklarından başlansın....
__gönül isterdi ki....8 mart çiçekleri..sadece dr.kadın..mühendis kadın..öğretmen kadına gitmesin....
__gönül isterdi ki.....bankacı,öğretmen,avukat kadınlar şiddete uğradığında sessiz kalmasın...
__gönül isterdi ki....70 kiloluk kadın,40 kiloluk çırpı kadar kocasından dayak yemeyi kendine hak görmesin....
__gönül isterdi ki....kendimiz çalıp ,kendimiz söyleyip ,kendimiz dinlemek zorunda kalmayalım...



Çayyaş Edebiyat ailesi olarak kadın yazarlarımız; Demet Yener, Gökçe Güzel, Pınar Andaç, Asena Gülsüm Güneş, Özge Zeyneb, Esra Kurak ve Burcu Çalık'ın temsillerinde tüm kadınlarımızın kadınlar gününü kutluyoruz.
Çayyaş olmak; cinsiyet değil insaniyet meselesidir. Bedene bağı bacak arasından değil göğüs kafesinin içindendir.
Tüm kadınlara benden çay !

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

27 Ocak 2014 Pazartesi

Azad Zamanı (Deneme)

Bugüne kadar yeni kararlarımı alırken bile arkama baktım ben. Mutluyken, mutsuzken, ağlıyorken, gülerken, yürürken, otururken... Her anımda geçmişim vardı. Geçmişte yaptığım hatalar, yanlış insanlar, yanlış seçimler, pişmanlıklar, terk edilişler, aldatılmışlıklar... Kendime hiç mutlu olma şansı vermedim. En mutlu olduğum anda bile geçmişimden bir duvar ördüm bugünüme.
Şimdi sabahın şu saatinde (06.25) durup bu saçma halimi düşünürken "neden" diye soruyorum kendime. Neden hayatı kendime bunca zehir edişler?
Evet hatalar yaptım. Evet saçma sapan insanlara senelerimi adadım. Evet yanıldım ve yanıldığım kadar yanılttım.
Hayat geçmişten ibaret değil bunu biliyorum. Bir bugün var elimde ve bir de muamma bir gelecek! Bir aile, dostlar ve sevgili...
Her şey yaşanır şu hayatta. Her yola girersin, çıkarsın, vazgeçersin, yeni bir yol seçersin, düşersin kalkarsın. Ama nefes almayı bırakamazsın.
Çok sevdiğim bir film vardır "3 İdiots" O filmde gaddar rektör ödevini yetiştiremeyen öğrencisiyle şöyle bir diyaloğa giriyor.
- " Ödevini neden teslim etmedin?"
-" Babam kalp krizi geçirdi hocam."
- "Peki bu süreçte yemek yemeyi bıraktın mı?"
- "Hayır."
- "Uyumayı bıraktın mı?"
- "Hayır."
- "Bak evlat, benim oğlum tren kazasında öldü, ertesi gün okula gelip ders vermeye devam ettim."
Devamı »

Etiketler: ,

29 Kasım 2013 Cuma

Kendimin Kendine Oyunu

Okuduğum satırlardan, içtiğim çaydan, aldığım deniz kokusundan, şarkıların geçmişe telmihte bulunuşundan, yürüdüğüm yolların anılarından bir tat almıyorum şu ara. 
Hevesle aldığım kitabın kapağını açıyorum. Satırlara salıyorum beni hiç rahat bırakmayan rahatsız düşüncelerimi.  Aynı satırı onlarca kez okuduğumu anlamam zaman alıyor. Kapatıyorum kitabı. 
Kalkıp en hevessiz halimle çay demliyorum. İnce belli çay bardağına koyuyorum demle beraber düşüncelerimi de süzgeçten geçirerek. Demden arındırıyorum çayımı ama düşüncelerimden arındıramıyorum zihnimi. 
Balkona çıkıyorum çayımı alıp. Biraz deniz, biraz tenha ve karanlık sokakları seriyorum gözlerimin önüne. Tenhalık içime, karanlık yüreğime işliyor. Ürperiyorum. Çayımın da soğuduğunu fark ediyorum. İçeri giriyorum. 
Biraz arabesk, biraz "slow" şarkılardan çalıyorum. Her zaman bin bir türlü duyguyu yaşatan şarkılar durgun halimi daha da "slow"laştırmaktan başka bir işe yaramıyor. 
Sokağa atıyorum kendimi. Denize doğru uzanıyor yolum. Etrafımda yılın son güneşli, ılık havasını değerlendiren ılık ruh halli insanlar var. Benim içim buz gibi... Yolun sonuna geldiğimde "ben ne zaman geldim buraya" gibi bir soru işareti takılıyor kafama. 
Eve dönüş yolunda yaşadığı hiçbir şeyden zevk almayan, ruhu bedeniyle yaşlanma yarışına girmiş, aklı unutmak istediklerini hatırlayıp hatırlaması gerekenleri unutmuş bir kadın gibi yürüdüğümü fark ediyorum. Zihnim de anılarım da ağzımın tadı da sanki bana bir oyun oynuyormuş gibi... 
Hepsi geçecek biliyorum da ya çaydan bir daha hiç tat alamazsam? 

Etiketler: ,

27 Ekim 2013 Pazar

Kaçış mı Kurtuluş Mu?

Hayat bazen bizi öyle bir noktaya getiriyor ki, kendimizi sevdiklerimizden kaçarken buluyoruz. Bu kaçışın kurtuluş olmayacağını bile bile, yolun nereye gittiğini bilmeden, sonun nasıl olacağını tahmin bile edemeden... 
Ama öyle bir zaman geliyor ki kendimizden ya da sevdiklerimizden kaçmak hiçbir işe yaramıyor. Bir bakıyoruz ki sevdiğimiz ve bizi sevdiğini zannettiğimiz insanlar bizden kaçmaya başlıyor. Onlar kaçtıkça biz yük atıyoruz üstümüzden. Çünkü bizden kaçanlar hayatımızda var oldukları süre boyunca sevinçleriyle, neşeleriyle, dertleriyle, ağlanma sızlanmalarıyla hatta bize destek olmaya çalıştıkları o anlarda bile hep varlıklarını üzerimize yük yapanlar oluyor. Varlıklarını bir lütufmuş gibi hissettirmeyi seviyorlar.Sanki onlar bizim hayatımızı güzelleştiriyorlar, varlıkları olmadan asla yaşamıyoruz, onlar olmadan karakterimizin, düşündüklerimizin, hissettiklerimizin asla önemi yokmuş gibi hissettirmeyi gerçekten seviyorlar. Asıl problem biz
Devamı »

Etiketler: ,

28 Eylül 2013 Cumartesi

Kafası Karışık Cümleler

Şu ara en çok meşgul olduğum şey kendimi, yaşadıklarımı ve hayatımdaki insanların bendeki yerini ve onlardaki yerimi sorgulamak. Hepimiz hayatımızın bir yerinde durup  "nerede yanlış yapıyorum" diye soruyoruz kendimize. Tabi genelde cevap bulamıyoruz. Yani en azından ben bulamıyorum, bulanlar gerçekten çok şanslı. 

Sürekli yeni insanlar giriyor hayatıma. Hepsi sanki bir görev yerine getirmek amacıyla hayatıma girmişler edasıyla dolaşıyorlar etrafımda. Evet, hayal gücüm biraz yüksektir. Yani her insanın hayatım için farklı bir görevi olduğunu var sayarsak sanırım büyük bir kısmı hayatımı mahvetmeye yönelik göreve sahipmiş gibi davranıyor. 

Biri var mesela yaptığım her hatadan sonra "ben biliyordum böyle olacağını" diyen. Tamam hatalarımı düzeltmeye çalışması hoşuma gidiyor. Ama bunu bir kozmuş gibi kullanmasından nefret ediyorum. Kaldı ki kimse yüzde yüz haklı olamaz, olmamalı. Ona göre o hep haklı. (Kendini biliyor.)

Başka biri hayatımdan birkaç seneyi çaldı. Başka birileri onun çaldığı seneleri bana geri vermek için hep yanımdalar. Her şeyin tamamen olumsuz gitmediğinin farkındayım. 

Bu kafası karışık cümleleri neden kurduğumu ve neden sizinle paylaştığımı bilmiyorum. Ben kendimle her daim kavgalıyım ama bu kavgaya başkalarını seyirci etmek neden işte bunu bilmiyorum. Günah çıkartmaya çalışmak gibi bir şey galiba.

İnsanın aynı anda hem kendisiyle hem de başkalarıyla kavga etmesi çok zor ve yorucu. Bazen yola devam edemeyecek kadar bitkin hissediyorum kendimi. İçime kapanıyorum, susuyorum, saçma sapan şarkılarla bunalıma sokuyorum kendimi, oturup tuşları döver gibi bir şeyler yazıyorum, siliyorum sonra tekrar yazıyorum ve sonra durup bakıyorum kendime. Başladığım yerde buluyorum kendimi ve çok kızıyorum. İnsanlara, olaylara,duygulara, düşüncelere vs. 

Sonra bir şeylere kızmanın hiçbir şeyi düzeltmediğini fark edip normal ruh halime dönüyorum. Bu benim sürekli yaşadığım bir döngü. Bilmiyorum size de oluyor mu bazen durup "ben olmak çok zor" diye düşünüyorum. Hem çok saçma hem de çok anlamlı bir cümle. Ama sanırım en gerçekçisi... 
Saçmaladığım yönünde bir his var içimde ama eğer aynı şeyleri yaşıyorsak çay eşliğinde sohbeti hak ediyoruz demektir. 

Etiketler:

6 Eylül 2013 Cuma

Soğuk Çaya Benzeyen İnsanlar


Bazen sevdiğiniz insanlar sizi artık eskisi kadar sevmez. Bazı insanlar sizin ona verdiğiniz değeri artık görmezden gelir. Konuşacak çok şeyiniz olduğunu düşünürsünüz ama o içinde susmak geçen harfleri seçer. Siz paylaştığınız şeylerin hatırına onu geri kazanmak istersiniz ama o çoktan gidiş biletini almıştır.

Bazı insanlar giderken gideceklerini söylemez. Bir bakmışsınız artık yok. Yaşadığınız şaşkınlığı sindiremeden sizi suçlayan ardı arkası kesilmeyen cümleler kurarlar. Siz kendinizi temize çekmeye çalışmadan onu ikna etmeye çalışırken o cümlelerini bitirmiş ve susmuştur. 

Bazen insanlar zamanla soğumuş bir bardak çaya benziyor. Önceden sıcak ve lezzetliyken soğumuş ve tadını kaybetmiş... 

Bazen insanlar ağlamamak için kendinizi sıkarken boğazınıza oturan düğüm gibi... Yutkunsanız gidecek, kaybedeceksiniz bütün duygularınızı. Ama orada tutarsanız hep yük olacaktır size, boğazınız ağrıyacaktır. Cümlelerinizi saracaktır o düğüm, konuşamazsınız. Sonra birden geçer. Artık kuracak cümleniz de kalmamıştır. 

Bazı insanlar sizi kırmak istemediğini söyler. Ama ilk fırsatta en olmadık zamanda sizi paramparça ederler. Ona bir biblo hediye ettiğinizi varsayalım. Onu sizden bir parçaymış gibi seviyor. Sonra fikirleri ve hisleri değiştiğinde ilk işi onu yere atıp parçalamak oluyor. 

Yani sözün özü bazı insanlar gider. En iyi yapabildikleri şeydir bu ve ellerinden başka bir şey gelmez. Zaten ellerinden başka şey gelmediği için en kolay olanı seçerler: gitmeyi. Bu sizin suçunuz değil, en iyisi gidip bir çay demleyin, soğuyan içiniz ısınır belki... 

Etiketler: ,

2 Eylül 2013 Pazartesi

Emeksiz Yemek Olur mu?

Bir şehir düşünün şimdi. İçinde sadece sevdiğiniz yüzler olsun. Denizi seviyorsanız deniz olsun her adımınızda, size eşlik eden. Yeşillik seviyorsanız burnunuzdan o yeşilliğin kokusu eksik olmasın. Yüzünüzün her daim güldüğünü düşünün bir de. Hiç üzücü şeyler yaşamadığınızı. 

 Bir ev düşünün şimdi de. Dizaynıyla, renkleriyle, aksesuarından mobilyasıyla yani her şeyiyle sizin istediğiniz gibi. Bir oda boydan boya kitaplık, bir oda oyun odası, bir kış bahçesi içinde şömine ateşi, bir de yaz bahçesi süs havuz, kitap okuma köşesi de olacak tabi ki. Her şey ya gerçekten istediğimiz gibi olsaydı? 

Her istediğimize kavuşsaydık, her beklediğimiz gelseydi, her şey umduğumuz gibi gitseydi mesela... Kulağa hoş geliyor değil mi? Ama bence sıkılırdık. Rahat batardı. Bi zorluk, bi mücadele dönemi, güzel şeylerin daha da güzelleşmesi için bi çabalama... Arardık bence bunları. 

 Düşünsenize birine aşık oluyosunuz, ve o da size... Yani hiç uğraşmadan, çabalamadan, naz niyaz olmadan... Cicim günlerine(ki artık cicim ayı dönemi bitti cicim günleri, bu da ayrı bi mevzu...) gerek kalmadan bi bakmışsınız evlenmişsiniz falan... Yani her şey her konuda istediğimiz gibi olsa... Gerçekten bunu ister miyiz? Hiç çabalamadan, elde ettiğimiz şeylerin tadı bu kadar güzel gelir mi acaba? Ben hiç zannetmiyorum. 

 İyi iş, iyi eş, iyi araba, iyi ev, iyi yaşam... Bence çok saçma ya. En iyisi gerçekten çabalayarak kazandığımız şeylerin değerini bilelim. O değil de çay var mı çay ?

Etiketler: ,