HASRET
Etiketler: Ümit Yavaş
Etiketler: Ümit Yavaş
Bilmemek ihanettir, kendi askerine kurşun sıkanın ihanetinden çok daha büyük bir ihanet !
Etiketler: Çayyaş Edebiyat, Ümit Yavaş
Etiketler: Çayyaş Edebiyat, Ümit Yavaş
Gönül isterdi ki...
Etiketler: 8mart, Asena Gülsüm Güneş, Burcu Çalık, Burcucan, Çayyaş Edebiyat, Demet Yener, dünya, Esra Kurak, Gökçe Güzel, günü, kadınlar, M. Pınar Andaç, Özge Zeyneb, Ümit Yavaş

Etiketler: Çayyaş Edebiyat, Ümit Yavaş
Etiketler: Çayyaş Edebiyat, Ümit Yavaş
HAYAT KURTARACAK TAVSİYELER -1-
Etiketler: Çayyaş Edebiyat, Ümit Yavaş
“"Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.” Mehmet Âkif ERSOY
Ne Mehmetçiği alacak bir mezar var bu cihanda ne de onun destanını layıkıyla yazacak bir kalem. “Tarihten Türkleri çıkarsanız geriye bir şey kalmaz” diyor bir düşünür. Dünden bugüne hem savaş meydanlarında hem medeniyet saflarında adını altın harflerle yazdırmış bir milletten bahsediyoruz. Tarihin tâ kendisinden. Ne var ki övgüyle bahsettiğimiz bunca şeyi ne adam akıllı yazabildik ne de aktarabildik neslimize. Tarihi, savaşların neden ve sonuçlarından ibaret gören nesillerin oluşma sebebidir bu. Ordularının üç kıt'ada neredeyse basmadığı yer kalmayan bir hükümdarı haremde halvetten çıkmayan biri olarak gösteren bir tarih anlayışının oluşma sebebidir. Tarih yazmak tarih yapmak kadar önemlidir diyor ulu önderimiz, ancak biz onun öğütlerini devlet binalarının duvarlarına ya da kendisi adına yapılan heykellerin büstlerine yazmaktan henüz anlamaya fırsat bulamadık. Türk gençliği birinci vazifeyi anlamak yerine ezberlemeyi seçti. Bu başka bir konu, bu yazıda esas biraz önce bahsettiğim heykellere, Atatürk heykellerine ve büstleri değinmek istiyorum, özellikle de bildiğim yerden Çanakkale’den başlayarak. Şunu hemen söylemeliyim ki söyleyeceklerim birçok kişinin hoşuna gitmeyecek, isteyen bu noktada bırakabilir okumayı.
Devamı »Çanakkale'ye gelenlerin ilk olarak gördüğü üç-dört yer vardır:Saat kulesi, iskele, Donanma, Şakir'in Yeri, Cumhuriyet Meydanı… Bizim yazımıza konu olan ise Cumhuriyet meydanımız ve meydanın kuzeydoğusunda yer alan Atatürk heykeli, sanırım hepimizin hatırında canlanmıştır. Meydanı bir kenara bırakalım ve heykele gelelim. O heykel size ne ifade ediyor. Subay şapkalı, asker çizmeli, pelerinvâri pardesüsü ile orada duranın,Atatürk olduğunu düşünmemiz istenen kömür siyahı bu heykel. Estetik zevki ya da realistliği bir kenara bırakın bu milletin, bu devletin neredeyse tüm varlığını borçlu olduğu, kurtarıcısı, ulu önderi Mustafa Kemal ATATÜRK’e yakışan bir heykel midir o?
Etiketler: Çayyaş Edebiyat, Ümit Yavaş
Etiketler: Çayyaş Edebiyat, Ümit Yavaş
Etiketler: Çayyaş Edebiyat, Ümit Yavaş
Her anahtar bir kapıyı açar
ve her kapı bir yere açılır
her yerde bir bekleyen vardır
ve her bekleyen bir kere gitmiştir
yani bir anahtar;
hem kapıyı
hem içerisini
hem bekleyeni
hem gideni hatırlatır
şimdi bir kapının
önünde durmuşsun
elinde bir anahtar
ya kapı yanlış
ya anahtarEtiketler: Çayyaş Edebiyat, Ümit Yavaş
Etiketler: Çayyaş Edebiyat, Sibel Güldü., Ümit Yavaş
Etiketler: Çayyaş Edebiyat, Ümit Yavaş
| Değişim Kafka’nın en çok okunan kitabı değil sadece,hayatın içindeki en temel kurallardan biri belki de en önemlisidir. Hiçbir şey değişimden kendini soyutlayamaz.Değişiyoruz, evet değişiyoruz.Her gün her an her saniye durmadan değişiyoruz.Fiziksel ve zihinsel olarak,bireysel ve toplumsal olarak değişiyoruz.Rüzgar hep esiyor ve hep esecekse nefes aldığımız sürece değişeceğiz demektir.Bizim görevimiz bu değişimin olumlu yönde olmasını sağlamak ve bu yolda çaba göstermektir. Kültürel değişim maddî değişimden hızlı ve tehlikelidir.Bunu görmek zahmetli, engellemek oldukça zordur.Şarkılarımıza baktığımızda bile görebiliriz bu değişimi.Ne acıdır ki gördüklerimiz çok da ümit verici şeyler değil, malesef.Bir türkümüz var.Hatırlardığım kadarıyla sözleri şöyleydi;’’ Ben ahlâkın beğendim / Cemâlinde gözüm yok’’İşte bu anlayıştan ‘’doksan-altmış-doksan’’a nasıl gelindi?Bizim bu konuyu tartışmamız gerekir. Ya da sanat güneşimiz ‘’Bir bahar akşamı rastladım size’’ derken, ‘’ Allah belanı versin’’nasıl bu günün en çok dinlenen şarkılarından biri oldu?Kibarlık eski İstanbul asilzadelerine mi atfedilir oldu? Değiştik hem de çok değiştik.Biz eski biz değiliz.George Carlin’in Zaman Paradoksu bu durumu en iyi şekilde anlatıyor.Bilmem siz de katılacak mısınız; Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; Daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var. Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; Daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz. Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; Daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var. Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; Daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var. Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; Daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var. Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, Çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, Çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, Çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz. Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık . | Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz. Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik. Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık. Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var. Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik. Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık. Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik. Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz. Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz. Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik. Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz. Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır. Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir. Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız. Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz. Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür.’’ Nefesinizi kesen anların daha çok olması dileğiyle… |
Etiketler: Çayyaş Edebiyat, Ümit Yavaş
Etiketler: Çayyaş Edebiyat, Ümit Yavaş